Buğday ve Hamsi Tehlike Altında

Paris’teki iklim müzakerelerinde Türkiye’nin karne notu, AB ülkelerinin gerisinde kaldı. Doğal Hayatı Koruma Vakfı’ndan Mustafa Özgür Berke, “Türkiye, iklim politikası uygulamadığı durumda seragazı emisyonları 15 yılda 2.5 kat artacak” dedi.
Küresel iklim değişikliğine karşı çözüm önerileri geliştirmek amacıyla Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen iklim müzakereleri sona erdi. Türkiye’yi de yakından ilgilendiren müzakerelerde, risk faktörleri ve çözüm önerileri masaya yatırılırken, küresel iklim değişikliğine karşı Türkiye’nin karne notu AB ülkelerinin gerisinde kaldı.
Hedefler uyumlu değil

Paris’teki müzakereleri yerinde inceleyen WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Doğa Koruma Yönetmeni Mustafa Özgür Berke, Milliyet’e yaptığı değerlendirmede; “Türkiye herhangi bir iklim politikası uygulamadığı durumda seragazı emisyonlarının 15 yıl içerisinde bugünkü değerinin 2.5 katına, yani 1 milyar 175 milyon tona çıkacağı gündeme gelen konular arasındaydı. Türkiye’nin hedefleri, ne AB hedefleriyle, ne de diğer gelişen ülke ekonomileriyle uyumlu olmadığı batılılar tarafından dile getirilen konular arasındaydı. Bunun başlıca nedeni de elektrik üretiminde kömür kullanımının önemli oranda artmasını öngören enerji politikaları. Akdeniz Havzası, iklim değişikliğine karşı en kırılgan bölgelerden birisi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na göre 4-5 derece daha sıcak bir gelecek söz konusu. Bu artışlar Konya’da buğdayın, Uludağ’da kayağın, Karadeniz’de hamsinin sonu olabilir” dedi.

Türkiye’nin müzakereleri doğrudan bir müttefik ülke olmadan yürütmeye çalıştığını dile getiren Berke, “Türkiye’nin odaklandığı iki konu vardı. İlki ‘gelişen ülke’ olarak tanınmak. Dolayısıyla gelişmiş ülkelerinkine benzer yükümlülüklerden kaçınma politikası. Devlet mekanizması emisyon azaltım hedefleri koymak durumunda kalmak istemiyor. Çünkü hedeflerin uzağındayız. Geçmiş yıllara göre müzakerelerde daha aktiftik” ifadelerini kullandı.

182 ülkede 81’inci

Berke, sera gazı emisyon rakamlarının Türkiye açısından olumsuz bir tablo ortaya çıkardığını belirterek, “Türkiye’nin sera gazı emisyonları 2013 yılında küresel emisyonların yüzde 0.94’üne denk geliyordu. Kişi başına düşen emisyonlar ise 6.04 ton ile dünya ortalamasının biraz altındaydı. Sera gazı emisyonunda 182 ülke arasında 81. sırada yer alıyoruz. Türkiye’nin Paris için verdiği taahhütte ise kişi başı emisyon miktarı 2030’da 11 tona yaklaşacak. Bu rakamlar, bugünkü AB ortalamasının bile üstüne çıkacağımızı gösteriyor. Türkiye bu rakamları düşüremezse pazarlık masasında oldukça zorlanacak. Avrupalılar bu durumu sıkça dile getiriyor” diye konuştu.

3.7 derece daha sıcak gezegen

Berke, “Müzakerelerde gündeme gelen konulardan biri de küresel ısınmaya bağlı ‘sıcak hava’ meselesi. Ülkelerin yapabileceğinden az taahhütte bulunduğu durumlarda, azaltıyormuş gibi yapıp aslında arttırdıkları emisyonlara ‘sıcak hava’ deniyor. Melbourne Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada Türkiye’nin 2030’da 506 milyon ton sıcak havaya sahip olduğunu belirtiyor. Sıcak hava meselesi önemli çünkü Türkiye’nin de yer almak istediği emisyon ticareti mekanizması, Kyoto döneminde ortada fazla sıcak hava olması nedeniyle çalışmamıştı. Paris’e gitmeden ülkelerin açıkladığı ulusal katkılar, yüzyılın sonunda 2,7 ile 3,7 derece daha sıcak bir gezegene işaret ediyor” vurgusunu yaptı.

‘Dönüşüm başladı’

“Mevcut taahhütler, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korunmamız için yetersiz” diyen Berke, “Ancak, bir dönüşümün başladığını da görmek gerekiyor. Dünyanın bir numaralı kömür tüketicisi olan Çin kömür kullanımını sınırlandırmaya hazırlanıyor, Dünya Bankası, EBRD ve ihracat-ithalat bankaları da dahil olmak üzere pek çok finans kurumunun kömür yatırımlarından elini çeliyor. Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadeleye ulusal katkısının bu gerçeklerle uyumu ise tartışmalı. Türkiye’nin de bir an önce düşük karbonlu kalkınma planını hayata geçirmesi gerekiyor” dedi.

Kaynak : Milliyet

Sadece Türkiye değil uluslararası arenada nasıl doğayı yok ettiğimizin kanıtı bir haber sunmak istedim sizlere… Her şeye müdahale etmek isteyen, kontrol altında tutmak isteyen insanoğlunun farketmek istemediği bir şeydir: Doğanın müdahale karşı gelişi… Sadece buğday ve hamsi tehlike altında olmadığı bilinen bir gerçektir. Yediğimiz yiyeceklerin hepsi, giydiğimiz kıyafetler, soluduğumuz hava… Gitgide değişen mevsimler, sürekli betonlaşan ve bununla övünülen bir insanlık… Doğa ilerleyen zamanlarda çok büyük bir tepki verecek, işte o zaman önlem adı verilen çaba çaresizliğe kalacak… Önlem alınıyor diye her sene doğaya, canlılara verilen zarar artarak devam ediyor.
Radyo’da bir habere denk geldim geçen günlerde kansere neden olan etmenler sıralanacak onu bekliyorum. Ben GDO’lu gıdalar, şeker, un falan beklerken giydiğimiz elbise, dokunduğumuz her şey kansere neden olacak şeyler arasındaymış. O çok savunduğumuz yiyeceklerin, fast foodları bıraktık artık. Nefes alamıyoruz insan olarak… Bir an önce doğayı kontrol altına alıcaz demekten vazgeçmeli biraz da doğaya yatırım yapmalı… Yoksa ilerleyen zamanlarda daha kötü dönemler yaşanacak..

Bunları da beğenebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir